ÖZGÜVEN İÇEREN BİR KONFERANSIN ARDINDAN…

ÖZGÜVEN İÇEREN BİR KONFERANSIN ARDINDAN…

ÖZGÜVEN İÇEREN BİR KONFERANSIN ARDINDAN…

BÜMED MEÇ Okulları olarak 18 Kasım 2017 Cumartesi günü Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs Albert Long Hall’da “Özgüven Dengesi” konferansını gerçekleştirdik. Bu konferansta, özgüvenin ailede ve okulda nasıl ve ne şartlarda geliştiği, özgüveni çocuklara dengeli olarak kazandırmak için neler yapılması gerektiği ve çocuklar arasında görülen özgüven farklılıkları değerli akademisyenler ve öğretmenler tarafından irdelendi.

Konferansımız MEÇ İstinye 5. sınıf öğrencilerinin ritim aletleriyle yaptıkları melodilerle açıldı. Özellikle “Game of Thrones”  gibi bilindik ezgileri duymak tüm izleyicileri büyüledi.

MEC-IStinye-5A

Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi ve okulumuz akademik danışmanlarından Prof. Dr. Zeynep Kızıltepe yaptığı açılış konuşmasında, konferans fikrinin hikayesini paylaştı. Yaptığı bir çalışma kapsamında,  “Velilerimize çocuklarını büyütürken en çok hangi konuda destek almak istediklerini sorduk. Buradan en çok “özgüven” yanıtı çıkınca, ikincisini gerçekleştirmek için yola çıktığımız konferans serimizin başlığını belirledik” diye konuştu.

Açılış konuşmasının ardından,  Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Fatoş Erkman, ‘Özgüvende Ebeveyn Tutumları’ ile anne ve babanın tutumunun, özgüven gelişimine etkisine dikkat çekti. Bireylerin kendine yönelik iyi duygular geliştirmesinin daha ilk yaşlardan, hayatlarındaki önemli insanlar (anne-baba, öğretmen ve diğer büyükleri, ilerleyen yaşlarda arkadaşları) tarafından nasıl değerlendirildiklerine bağlı olduğunu ifade etti. Bunların yanı sıra, “yılmazlık” kavramının özgüven gelişimine ve hayatta zorluklarla başa çıkma becerisine etkilerini paylaştı. Özetle her insanın tıpkı bir ‘mulaj’ gibi biricik ve özel olduğunun altını çizdi.

Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ozana Ural, ‘Çocukları Yetiştirmede Terazinin Kefesi Dengede mi?’ başlıklı konuşmasında çocuk yetiştirirken anne-baba ve çocuk dengesinin nasıl sağlanabileceğini anlattı. Ailelere verdiği tavsiyelerde özellikle iyi örnek olmanın, çocuğun seviyesinde beklentiler oluşturmanın, mantıklı ve yaşa uygun kurallar koymanın, duyguları paylaşmanın, etik ve ahlaki değerlere bağlı olmanın ve olumlu bakış açısı geliştirmenin önemini vurguladı.

Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bilge Uzun ise, bilinçli yaşama sanatı olarak adlandırılan ve tüm dünyada önem kazanmış bir yaklaşım olan ‘mindfulness’ (bilinçli farkındalık) ile özgüven ilişkisini değerlendirdi. Özellikle ‘öz-şefkat’ yoluyla benlik saygısının güçlenmesine ilişkin yaptığı uygulama, konukların oldukça ilgisini çekti. Dr. Uzun, “Duygularımız tıpkı dalgalar gibi inişli çıkışlı olabilir, önemli olan anlarla baş edebilmek, sörf yapabilmek” dedi.

Öğle yemeğinin ardından MEÇ Moda 4. sınıf öğrencilerinin müzik dinletileri, özellikle çok sesli olarak seslendirdikleri “Mavi Gezegen” muhteşemdi.

MEC-Moda-4A

Konferans, öğleden sonra moderatörlüğünü Prof. Dr. Zeynep Kızıltepe’nin yaptığı ‘Özgüven patlaması mı, özgüven gelişmesi mi?’ başlıklı panelle devam etti. BÜMED MEÇ Okulları danışmanlarından Dr. Nevin Dölek, Boğaziçi Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Z. Hande Sart, BÜMED MEÇ Moda yerleşkesi sınıf öğretmenlerinden Pınar Durmaz ile öğrenci velisi Akın Tek’in konuşmacı olarak katıldıkları panel, dinleyicilerin katılımıyla gerçekleşen soru-cevap bölümüyle ve sertifikaların paylaşımıyla sona erdi.

Çok keyifli konferansımıza katılamayanlar için öne çıkan başlıkları paylaşırsak:

  • Ne gereksiz övelim ne de hiçbir şeyi beğenmeyen bir tutum içinde olalım:
    Çocuklara kendilerinin bile inanmayacağı övgüler vermek yerine, onları doğru değerlendirmeli ve geri bildirim yoluyla yaptıklarını tanımlamalıyız. Eğer övgü gerçek bir başarılı performans, yetenek veya beceriye dayanmıyorsa çocuklar bunun bir anlamı olmadığını biliyorlar. Bir süre sonra sadece içten olmayan övgüyü değil, hiçbir övgüyü dikkate almıyorlar. Ancak çabayı görmek ve tanıklık etmek olumlu sonuçlara yol açmaktadır. “Harika bir resim” yerine, “Güneşi ne parlak boyamışsın” ya da “Bisiklet kullanmakta muhteşemsin” yerine “Yan tekerlekler olmadan dengeni ne kadar da dikkatli sağladın” gibi.
  • İyi örnekler olalım:
    Anne babaların zamanında, doğru ve sağlıklı davranışlar göstererek çocuklara model olması… Anne-baba ve çocuk arasında karşılıklı ilişkinin niteliği, çocuğun sağlıklı gelişimini ve sosyal-toplumsal uyumunu belirlemektedir. Eğer çocuk ailesinin sıkı çalıştığına, başkalarına nazik olduğuna, kendi rolleri ile ilgili sorumluluklarını yerine getirdiğini gözlemlerse, kendi davranışları da benzer şekilde gelişecektir.
  • Çeşitli ve farklı deneyimler yaşatalım:
    Özgüven kazanmada en iyi yol, çeşitli ve farklı deneyimler yaşamaktır. Ne kadar çok deneyim olursa, çocuk çok iyi yaptığı bir veya birçok şeyi mutlaka bulacaktır. Bunun için sanat, spor gibi etkinlikler çok önemlidir.
  • Gerçeğe dayanan beklentiler oluşturalım:
    Çocuklar ailelerinin kendilerinden bir şeyler yapmasını istemelerinden hoşlanırlar. İstenen şeyi yaptıklarında ise kendilerini iyi, başarılı ve gururlu hissederler. Aileler, çocuklarının karakterlerine, becerilerine, eğilimlerine uygun, uygulanabilir standartlar belirlemeli ki çocuk bunlara zorlanmadan uyabilsin. Uygun davranışta bulunmaları için onları teşvik etmeli; bu davranışı gösterdiğinde de onlara sevgi göstermelidirler.
  • Mantıklı kurallar koyalım:

En etkili yöntem kalıplaşmış/oturmuş/kazanılmış değerlerdir. Örneğin, “Boyalarınla resim yaptıktan sonra kalemlerini kutunun içine geri koymalısın” gibi bir yönerge, çocuğun sorumluluk ve iç kontrolü öğrenmesine yardımcı olabilir. Bir başka deyişle, sıkı disiplin değil, açık ve sınırları kesin olan kurallar, hayatın önemli bir parçasıdır ve çocukların bir şekilde bunlarla başa çıkmayı öğrenmeleri gerekmektedir. Çocuklarımızı, her günün getirdiği talep ve durumlarla yapıcı ve etkin olarak baş edecek içsel güce sahip olacakları şekilde yetiştirmeliyiz. Bu güce sahip olanlara ‘yılmazlığı yüksek’ ya da ‘dirençli’ diyoruz.

  • Duygularımızı paylaşalım, duygularını anlayalım:
    Çocuklar, öncelikle kendilerinin ne hissettiklerini ve hele başka çocukların neler hissettiklerini pek anlayamazlar. Çocuklara ne hissettiklerini anlamaları için ailelerinin yardımcı olması gerekir.  Çocuklar kendi yaşantılarına eşlik eden duygularını anladığında, başkalarını da anlamaya başlarlar. Çocukların duyguları anlamayı başarabilmelerine yardımcı olmak amacıyla; mutlu, kızgın, üzgün, şaşkın vb. duyguları gösteren resimlerle çalışılabilir, ifadeleri yorumlamaları, nedenlerini tahmin etmeleri  istenebilir.
  • Koşulsuz sevelim:
    Çocuklarımızın özel ve biricik olduğunu, her zaman yanında olduğumuzu hissettirelim. Onları başkalarıyla asla kıyaslamayalım.

MG_0097

MG_0662

Doğal olarak, her psikolojik özellikte olduğu gibi kendine güvenin azlığı da fazlalığı da olumsuzluklar içerir.

Tıpkı planlamalarda belirlediğimiz ana başlık “Azı da zarar çoğu da” gibi.

Özgüvenli günler dileklerimle…

Share this Story

Related Posts

Comments are closed.