Erken Çocukluk Döneminde İkidillilik

Erken Çocukluk Döneminde İkidillilik

İkidillilik konusunda en başta belirtilmesi gereken nokta, normal gelişim gösteren her çocuğun çevresinde duyduğu ve yeterince etkileşim içinde kullanma olanağı bulduğu, tüm dilleri öğrenme kapasitesine sahip olduğu gerçeğidir. Bu anlamda beyin, bir çocuğun öğrenebileceği dillerin sayısını sınırlamaz. Aksine, normal gelişim gösteren her çocuk ikidilli bir ortamda büyürse, ikidilli, üç dilli veya çok dilli bir ortamda büyürse potansiyel olarak üçdilli veya çok dilli olarak büyüyebilir[1]. Nitekim, günümüzde ikidilliliğin alabildiğine yaygın bir olgu olduğunu ve dünya genelinde çocukların büyük bir bölümünün yaşamlarını ikidilli bireyler olarak sürdürdüğünü görmekteyiz (Grosjean, 2008). İkidilli çocukların bir bölümü aile içinde anne babanın farklı dilleri konuşuyor olması nedeniyle, birden fazla dile maruz kalmaktadır. Bu olgu eşzamanlı ikidillilik olarak bilinir (De Houwer, 1990). Ancak, ikidilli çocukların büyük bir bölümü, ülkemizde de olduğu gibi, ikinci veya yabancı bir dille okul ortamında karşılaşmaktadır. Bu ise, ardışık ikidillilik olarak nitelendirilir (Genesee, Paradis & Crago). Ardışık ikidillilikte, çocuk gündelik yaşamında ana dilinde büyük ölçüde sorunsuz iletişim kurabilmekte, ama özellikle okuma-yazma becerilerini öğrenmeye başladığı bir evrede yeni bir dille karşılaşmaktadır. Ülkemiz okullarında sıklıkla karşılaştığımız ikidillilik durumu, çocukluk döneminde yaşanan bu tür ardışık ikidillilik örneğidir.

Bu noktada öncelikle ‘neden erken yaşta ikinci/yabancı dil öğrenimi’ gibi bir soru sorulabilir. Erken yaşta ikinci/yabancı dil öğrenimi, dünyanın hemen her yerinde gerek tarihsel gerek ekonomik ve sosyo-politik nedenlerle, ciddi bir biçimde tartışılagelen önemli bir olgudur. Ayrıca, yapılan bilimsel çalışmalar, erken yaşta ikinci/yabancı dil öğreniminin doğru yöntem ve yaklaşımlarla yapıldığında son derece iyi sonuçlar verdiğini göstermiştir. Çocuk yaşta ikinci bir dile maruz kalanların, uzun vadede özellikle dili aksansız konuşma açısından daha üst düzey beceriler kazandıkları görülmektedir. Bu da bizi, yabancı dil öğreniminde dil öğrenimine başlama yaşının son derece önemli olduğu noktasına götürmektedir. Yabancı dil öğrenimi alanında yapılan pek çok çalışma, dilin konuşulduğu ülkede yaşamaktan çok, ikinci dile başlama yaşının daha belirleyici bir etken olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, neden erken yaşta ikinci/yabancı dil eğitimi sorusunun cevabı çok daha kapsamlı olduğundan, bu yazının temel amacı, erken yaşta ikidilliliğin çocuğun bilişsel gelişimine, akademik başarısına ve sosyal/bireysel gelişimine etkilerini ele almaktır.

Thank You

BİLİŞSEL GELİŞİME KATKILARI

Erken yaşta ikidillilik çocuğa bilgiyi algılamada, işlemede ve kullanmada zihinsel esneklik sağlamakta ve çocukta zihinsel becerilerin çeşitlenmesine katkıda bulunmaktadır. Erken yaşta ikidillilik, ayrıca, çocuğa kavram geliştirmede üstünlük sağlamaktadır. Tanımı gereği ikidillilik, tekdillilikten daha karmaşık bir öğrenme sürecine işaret eder, çünkü ikidilli bir çocuk, diller arası tipolojik benzerlikler olsun olmasın iki ayrı dil yapısını, iki ayrı sözcük bilgisini, iki ayrı ses bilgisini ve iki ayrı edimsel bilgi dağarcığını çözümlemek ve anlamlı bağlamlarda kullanmak durumundadır. Bu gerçek aslında, ikidilli çocukların en önemli bilişsel süreçler arasında yer alan analiz, kontrol ve değerlendirme becerilerine de olumlu katkıda bulunmaktadır. Uzun yıllardır yapılan çalışmalar erken yaşta öğrenilen ikinci/yabancı dilin çocuğun problem çözme becerilerine ve çocukta yaratıcı düşüncenin gelişimine olumlu katkılarda bulunduğu görülmektedir (Bknz. Bialystok, 2001; Bialystok & Martin, 2004; Kuo & Anderson, 2011).

AKADEMİK BAŞARIYA ETKİLERİ

Erken yaşta ikinci/yabancı dil öğreniminin bilişsel etkilerinin ötesinde, çocuğun akademik başarısına da olumlu katkılarda bulunduğu görülmektedir. Erken yaşta yabancı dil öğrenen çocukların matematik, sosyal bilgiler ve hatta anadil dersleri için hazırlanan standart testlerde, yabancı dil dersleri almayanlara oranla daha başarılı oldukları görülmüştür (Curtain, 1993). Yapılan bilimsel çalışmalar bu çocukların akademik olarak diğer derslerinden geri kalmadığı gibi, tersine tek dilli öğrencilerden daha başarılı olduklarını göstermiştir.

BİREYSEL VE SOSYAL GELİŞİME ETKİLERİ

Erken yaşta yabancı dil öğrenimi, çocuğun bireysel ve sosyal gelişimine de önemli katkılarda bulunmaktadır. Bu sayede çocuk erken yaşta farklı kültürleri tanımakta, kültürlerarası benzerlikleri ve farklılıkları görebilmekte ve farklı kültürlere saygı ile yaklaşmayı öğrenme olanağı bulmaktadır (bknz. Curtain, 1993; Met, 1991). Ayrıca, erken yaşta yabancı dil, çocuğun olayları algılamada repertuarını genişletmekte, farklılıklara anlayışlı, saygılı ve hoşgörülü olmasını sağlamakta ve en önemlisi farklı kültürleri tanıması kadar karşılaştırmalar yaparak kendi kültürünü daha iyi tanımasını sağlayacaktır.

ÖZETLE, erken yaşta yaşta yabancı dil eğitimi, çocuğun bilişsel, akademik, sosyal ve bireysel gelişimine olumlu katkılar sağlar. Unutulmamalıdır ki, bu başarı, doğru ve anlamlı dil öğretim yöntemlerinin benimsenmesi ve artırıcı ikidillilik dediğimiz çocuğun anadil gelişimi de dahil olmak üzere, tüm öğrenim sürecini kapsayacak şekilde planlanan bütüncül ve yaratıcı eğitim ortamlarının oluşturulmasıyla mümkündür. Ancak bunun iki ana koşulu vardır: Bunlardan biri, çocuğun söz konusu dili veya dilleri yeterince duyma ve etkileşim içinde kullanabilme olanağının olması, ikincisi ise, ister sınıf ortamında olsun, isterse kreş veya yuva ortamında olsun, çocuğun duyduğu ve kullanması beklenen dilin, çocuğa anlamlı ortamlar yaratılarak sunuluyor olmasıdır.   Diğer bir deyişle, öğretmenin çocuğa sunduğu her öğretim malzemesinin ve her etkinliğin çocuk için bir anlam ifade etmesi gerekir.

Bunu yapabilmenin yollarından biri, elbette çocuğun gelişimsel basamaklarını iyi bilmek ve bu basamaklara uygun yöntem ve öğretim tekniklerinin kullanılmasından geçer.

Bir çocuğun bilişsel olarak hangi yaşta neyi iyi yapabileceğini bilmek ve hangi evrelerden geçtiğini iyi bilmek gerekir. Dolayısıyla, öğretimde kullanılan yöntem, yaklaşım ve öğretim malzemelerinin çocuğun gelişimsel düzeyine uygun olarak seçilmesi gerekir. Örneğin, sınıf içinde şarkılar veya oyunlar yoluyla bol hareket içeren eylemleri veya sıkça kullanılan sözcükleri öğretmeyi hedefleyen bir öğretmenin, bilişsel olarak henüz sağı ile solunu ayırt edemediği bir evrede 3 yaşındaki bir çocuğa turn right, turn left gibi etkinlikler yaptırması yanlış bir adım olacaktır.

Bu, elbette bizi çocuklarımızın neredeyse tüm gününü geçirdiği okulda sınıf içi uygulamaları yapan öğretmenlerin akademik donanımının ne kadar önemli olduğu noktasına götürecektir. Donanımlı bir dil öğretmeninde aranması gereken en temel özellikler arasında (i) çocuğun bilişsel ve sosyo-duygusal gelişim özelliklerini bilme, (ii) çocukta anadil gelişimini bilme, (iii) erken çocukluk döneminde ikinci/yabancı bir dil öğrenme süreçlerini bilme, (iv) anadil edinimi ile ikinci dil edinimi arasındaki benzerlik ve farklılıkları bilme, (v) çocuklara dil öğretim yöntemlerini bilme sayılabilir. Bu noktada, öğretmen donanımına ilişkin olarak belirtilmesi gereken ve zaman zaman anne babaların kafasını kurcalayan önemli bir konu, yabancı dil öğreten öğretmenin anadili öğrettiği dil olan öğretmen mi, yoksa çocuğun anadilini konuşan öğretmen mi olduğu sorusudur. Anadil konuşucusu bir öğretmen kuşkusuz dilin özellikle sesbilgisel özelliklerini öğrenciye aktarmada önemli bir role sahiptir. Ancak, bir o kadar hatta daha da önemlisi, öğretmenin ana dil konuşucusu olmanın ötesinde pedagojik olarak söz konusu dili öğretme konusunda öğretmen yeterliklerinin olmasıdır. Aksi halde, sadece anadil konuşucusu olması, öğretmenin yeterli donanıma sahip olduğunun göstergesi değildir. Tersine, kimi zaman anadili dışında başka bir dili öğrenme süreci yaşayan donanımlı bir öğretmen, öğrencisine daha etkin bir şekilde yardımcı olabilir, çünkü dil öğrenimi sırasında, kimi zaman anadilin özelliklerinden kimi zaman dil öğrenim süreçlerinden kaynaklanan evreleri geçirdiği ve bu süreçlerde yaşanan yanlışları kendisi de geçmişte yaptığı için,  benzer yanlışları yapan ve benzer sorunları yaşayan öğrencilerinin gereksinimlerini daha iyi görebilir ve sorunların çözümünde daha etkin olabilir. Bu noktada hem anadil konuşucusu hem de anadil konuşucusu olmasa bile, öğrettiği dilde üstün yeterlik düzeyine sahip ve başka bir dil öğrenme süreci yaşayan öğretmenlerin çocuğun gereksinimlerini iyi karşılayabileceği düşünülmelidir.

[1] Ancak, bu noktada çocuğun öğrendiği her dilin aynı yeterlik düzeyinde olması gerektiği düşünülmemelidir. Çocuğun yaşadığı ortamın ve almakta olduğu eğitimin zenginliğine göre dillerden birinin diğerinden daha baskın olma durumu her zaman mümkündür.

Kaynaklar

Bialystok, E. (2001). Bilingualism in development: Language, literacy and cognition. Cambridge: Cambridge University Press.

Bialystok, E., and Martin, M. (2004). Attention and inhibition in bilingual children: Evidence from the dimensional change card sorting task. Developmental Science, 7, 325–339.

Curtain, H. (1993). An early start: A resource book for elementary school foreign language. Washington DC. ERIC: Clearinghouse on languages and linguistics.

De Houwer, A. (1990). The acquisition of two languages from birth: A case study. Cambridge: Cambridge University Press.

Genesee, F., Paradis, J. and Crago, M.B. (2004). Dual language development and disorders: A handbook on bilingualism and second language learning. Baltimore: Brooks.

Grosjean, F. (2008). Studying bilinguals. Oxford: Oxford University Press.

 

 

 

 

Share this Story

Related Posts

Comments are closed.