Öğrencilerin Yaratıcılığı Nasıl Beslenir?

Öğrencilerin Yaratıcılığı Nasıl Beslenir?

Sir Ken Robinson’ın “Yaratıcılık bir seçenek değil, mutlak bir gerekliliktir” sözü doğruysa, o zaman artık eğitime yaratıcılığı katmanın yollarını bulmamız çok daha zorunlu bir hal aldı demektir.

Ancak önce hangi şartların yaratıcılığı beslediğini anlamalıyız. Bilim insanlarının yaratıcılıkla ilgili üzerinde hemfikir oldukları tanımlardan biri, daha öncekilerden hem daha yeni olan hem de değeri olan bir şey yaratma becerisidir. “Yenilik ve değerin kesişimi… Esas önemli olan bu iki özelliğin bir kombinasyonu” diyor UCLA Nörobilim ve İnsan Davranışı Enstitüsü pskiyatri ve psikoloji profesörü Dr. Robert Bilder. Her sistemde, organizasyona doğru iten güçler ve öngörülemezliği sunan güçler vardır. Gerçek bir yaratıcı fikir, her iki durumu da aynı anda kucaklar ve idare eder.

“Gerçek yaratıcı değişimler ve büyük değişiklikler, kaosun kıyısında meydana gelir” diyor Bilder.

Sınıfı sıkı bir şekilde kontrol altında tutma anlayışını benimseyen eğitimciler için bu tam bir kabus olabilir. Ancak Bilder’ın, bu teori için bir gerekçesi var. Bilder bu teorisini, çocuklara bir öğrenme ortamının hangi yönlerinin kendilerini en yaratıcı hissettirdiğini sorarak test etti. “Sanat derslerinde en değerli buldukları şey, doğru ve yanlış cevapları aramak zorunda olmama özgürlüğüydü” diyor Bilder. “Yaptıkları şeye kendilerini tamamen vermelerini sağlayan ve daha yaratıcı olmalarına sebep olan bağlantıları kurmalarına izin veren şey, bu keşfetme özgürlüğüydü.”

Bugün çoğumuza, “Günümüz okulları gerçek yaratıcılığa ilham vermeyi başarabiliyor mu?” sorusunu sorduran şey, bu tür bir özgürlüğün eksikliği. Her ne kadar istisnalar olsa da – eğitim modellerini kendini ifade etme özgürlüğü üzerine kuran okullar gibi – ister devlet ister özel olsun, okulların büyük bir çoğunluğu, öğrencilerden hayal kurmak, derin düşünmek ve yaratmak için bireysel alanlara izin vermeyen davranış normlarına uymalarını bekliyor. Daha da kötüsü, yaratıcı davranışlar genellikle ruhsal ve zihinsel bozukluklarla özdeşleştiriliyor.

“Okul ortamında yaratıcılık; güvenilir, samimi, iyi huylu, sorumlu, hoşgörülü ve barışçıl olmak gibi uyumlu özelliklerin (ve yaratıcılığın en düşük seviyeleriyle ilişkilendirilen niteliklerin) aksine patolojik davranış olarak görülebilir” diyor Cevin Soling. Yeni deneyimlere açık olmak ve “uyumsuz kişilik”, yaratıcılıkta başarı ile ilişkilendirilir ve bu iki özellik okullarda pek de bulunmaz.

“Yaratıcılığı beslemek için öğretmenler, sınıftaki aktivitelerde özgürlük için daha fazla alan yaratabilir ve öğrencilerin yaratıcı insanlar olma becerilerini daha fazla vurgulayabilirler” diyor Bilder. Özgürlük, öğrencilere fikirler üretmeleri için bir alan sunar.

Peki bir eğitimci yaratıcılık için alan yaratıp yaratmadığını nasıl anlar? Bilder bu ortamı şöyle tarif ediyor: Yaratıcılığa izin verilen bir sınıfta öğrenciler, sınıfa dışarıdan gelen birin,e yaptıkları şeye kendilerini tamamen veriyor ve olağanüstü bir keyif alıyor gibi görünürler. İşte bu yaratıcılık alanıdır. “Onların dikkatini dağıtmak ve onları üzerinde çalıştıkları şeyden uzaklaştırmak konusunda zorluk yaşarsınız” diye anlatıyor Bilder. Bilder’a göre eğitimcilerin okulda yapılan şeyleri, seçme hakkı ve dolayısıyla özgürlükle tanıştırmaya başlamalarının bir yolu da proje bazlı öğrenme. Proje bazlı öğrenme, az da olsa yaratıcılık için bir alan yaratabiliyor.

Yaratıcılığın Bilişsel Özellikleri

Çok sayıda farklı fikir üretmek, yaratıcılıkta pek çok insanın farkında bile olmadığı kadar çok önemli. Bu kısmen, ne kadar komik görünürse görünsünler çok sayıda fikir üretmenin doğasında yatan “özgür akıştan” kaynaklanıyor. Aynı zamanda beyindeki fikri dışarı çıkarıp bir sonraki fikre yer açması da oldukça önemli.

“Tanınmış yaratıcı insanlara bakarsak, bu insanların çok sayıda şey ürettiğini görürüz” diyor Bilder. Picasso bunun çok iyi bir örneği. Sanatçı 10 bin ile 50 bin arası (ne olarak sayıldıklarına bağlı olarak) sanat eseri yarattı. “Üretilen ürünlerin sayısı, yaratıcılıkta başarının bir numaralı belirtisidir” diyor Bilder. Buna ek olarak, kağıda fikrini dökmek ve onu zihinsel alandan dışarı atmak, yaratıcının ona yeni yollarla tepki vermesini sağlıyor.

“Pek çok insan, kendini engellememeyi yaratıcılığın önemli bir unsuru olarak görse de – ki öyle – pozitif engelleme çok daha önemlidir” diyor Bilder. “Bilişsel ağacın en tepelerinde asılı duran meyveye ulaşmak için akla ilk gelen şeyi engelleme becerisi, yaratıcılıktaki başarının köşe taşlarından biridir” diye açıklıyor Bilder. İlk fikir genellikle en yeni fikir olmayabilir. Basit cevabı bir kenara itip devam etmek ve daha iyisine ulaşmak yaratıcılığın bir göstergesidir.

Yaratıcılığın belki de en önemli bölümü, duygularla ve beynin visceral (iç organlara ait) bölümleriyle olan bağlantısıdır. “Nörogörüntüleme deneyleri, ilişkilerimizi, ahlaki yargılarımızı ve yaratıcı ilhamımızı hissetmek için kullandığımız nöral sistemin aynısını bedenimizi hissetmek için de kullandığımızı söylüyor” diyor öğrenme ve yaratıcılığın nörobilimi hakkında uzman olan Mary Helen Immordino-Yang. Immordino-Yang ve diğer nörobilim araştırmacılarına göre bedenle olan bu visceral bağlantı, yaratıcılığın en büyük motivasyonu.

Yaratıcı kabul edilen fikirler geliştirmek için beyin aynı anda hem sabit hem de esnek olmalı. Aslında beyin, günün her saniyesinde bu tür bir dengeleme eylemini gerçekleştiriyor. “Beyin, düşüncelerimize sürekli esnekliği getiren ve sonra düşüncelerimizi sabitlemeye çalışan bir sistemler dualitesi (ikilik) sağlıyor” diyor Bilder. Beyin yeni bir uyaranı değerlendiriyor, önceden varolan planla kıyaslıyor ve sonra izleyeceği esnekliğin ya da sabitliğin en uygun derecesine karar veriyor. Bu döngü, saniyede üç kez tekrarlanıyor.

Bu mükemmel beyin dengesi durumuna ulaşmaya, yaratıcı kişinin Bilder’ın “akış” dediği şeyi hissetmesi yardımcı oluyor. Tüm uygulamaların ve bilginin kişiyi mükemmel bir harmoni içinde “dışarı taşma” anına götürmesi, kendiliğinden, çabasız ama çok konsantre bir durum olaral ortaya çıkıyor.

Müzisyenler ve sanatçılar da benzer anlamda bir “akışı” tarif ediyorlar. Nereden geldiği belli olmayan ve kişi bir fikir yaratmak için çok fazla zorlarsa genelde ortaya çıkmayan bir akış… “Eğer fikir üretmeyi çok fazla zorlayarak denerseniz, yapamazsınız, zorla olmaz” diyor John’s Hopkins Üniversitesi Baş ve Boyun Cerrahisi profesörü Charles Limb. “Sonra başka bir zamanda, sanki bir düğmeye basılır, bu akış başlar ve fikirler üretmeye başlarsınız.”

Limb’in araştırmasının sonuçları onu Binder ile aynı fikirde olduğu bir noktaya getirdi: Zihinde belirli bir hedef olmadan keşfetme ve uygulama yapma özgürlüğü, yaratıcılık becerisi geliştirmenin temel unsurudur. “Bu davranışları, çocuklara sunarak onlara öğretmelisiniz. Ve unutmayın, bunu ne kadar çok yaparsanız, gittikçe daha iyi yapmaya başlarsınız” diyor Limb.

Peki eğitimciler öğrencilerinin daha yaratıcı olmalarına yardım edebilir mi? Bazı öğretmenler bu yolda ilerlemeyi seçiyor. Kuralları gevşetiyor, öğrencilere seçme hakkı veriyor, statükoya meydan okuyan fikirleri ve davranışları destekliyor. Ancak öğretmenlerin içinde çalıştıkları yapılar güçlü bir şekilde yeniden tasarlanmadığı sürece gerçek yaratıcılığı okulda bulmak her zaman zor olacaktır.

KAYNAK: http://blogs.kqed.org/mindshift/2014/05/on-the-edge-of-chaos-where-creativity-flourishes/

http://www.egitimpedia.com/

Share this Story

Related Posts

Comments are closed.